☕
Müzeyyen Hanım'ın Kahve Hikayesi
Bir Cezve, Bir Fincan, Kırk Yıllık Anı
OKUMAYA BAŞLA
Kırk Yıllık Cezve

Müzeyyen Hanım, kırk yıldır kocası ve kendisi için pişirdiği kahveyi o sabah da neşe içinde ateşe koydu. O sırada gözü mutfak tezgâhının üstünde duran kırmızı kahve makinesine takıldı. Kızı Selma geçen yıl doğum günü hediyesi olarak bu makineyi getirmişti. “Artık cezveyle uğraşmana gerek yok anne, bu makine kısa sürede kahveyi yapıyor.” demişti. Birkaç sefer kahveyi makinede pişirdi Müzeyyen Hanım. Pero ne kendisi ne de kocası Mesut Bey makine işi kahveyi sevemedi bir türlü. “Kahve dediğin kısık ateşte cezvede pişer.” diyerek makineyi kullanmadı bir daha Müzeyyen Hanım. Ama kızı kırılmasın diye tezgâhın üstünden de kaldırmadı. Gözü yavaş yavaş pişen kahvede raftan fincanları indirdi, tepsiye yerleştirdi. Su bardaklarını da doldurup yanlarına koydu. Aklına annesi geldi, fincanlar ondan yadigâr kalmıştı. Kahve sevgisi annesinden geçmişti Müzeyyen Hanım’a. Kahve kokusu ona her zaman annesini hatırlatırdı. Pencere önündeki tekli koltuğunda oturup kitabını okurken kahvesini yudumlayan annesini… Evde kahveleri daima babası pişirirdi. Hatta Müzeyyen Hanım kahveyi yapmayı babasından öğrenmişti. Tıpkı bisiklet sürmeyi, yüzmeyi veya araba kullanmayı da ondan öğrendiği gibi…
Babasının Tarifi

Müzeyyen Hanım, babası gibi bir babaya sahip olduğu için kendini çok şanslı hissederdi. Sabırlı, sevgi dolu, aydın bir adamdı babası Ali Bey. Babası ona kahve pişirmeyi öğrettiğinde henüz on yaşında bir çocuktu Müzeyyen Hanım. O gün, annesi Sabiha Hanım’ın doğum günüydü. Ona doğum günü hediyesi olarak kendi elleriyle pişirdiği kahveyi ikram etmek istiyordu. Aklındakileri babasıyla paylaşıp ondan yardım isteyince babası: “Ne güzel düşünmüşsün kızım. Gel bakalım mutfağa. Annen balkonda çiçekleri suluyor. O fark etmeden pişirirsin kahvesini.” demişti. Müzeyyen Hanım, pişirdiği o ilk kahveyi hiç unutmadı. Ne zaman kahve yapmak için ocağın başına geçse babasının o günkü cümleleri geçti zihninden. “Annen az şekerli içer kahvesini. Önce cezveye bir tatlı kaşığı kahveyi koy bakalım. Üzerine de bir çay kaşığı toz şeker ekle. Şimdi ikisini iyice karıştır.” “Su eklemeden mi karıştıracağım baba?” “Evet. Suyu sonra ekleyeceksin. İyice karıştırdın mı? Tamam, şimdi fincanı al, su ile doldur, suyu cezveye boşalt.” “Soğuk su mu, sıcak su mu koyacağım peki?” “Soğuk su koyacaksın. Sonra da tekrar güzelce karıştıracaksın... Tamam, iyice karışmış. Şimdi ocağı yak, ateşi iyice kıs ama… Çünkü en güzel kahve kısık ateşte pişen kahvedir.
İlk Kahvenin Köpüğü
Müzeyyen Hanım, babasının tarifiyle ocağa koyduğu o ilk kahvenin üzerinin nasıl yavaş yavaş köpüklendiğini, tam taşacakken ocaktan cezveyi nasıl aldıklarını, fincana önce köpüğünü koyduklarını, hepsini daha dün yaşanmış gibi hatırlıyordu. Elleri hafif titreyerek annesine götürmüştü kahvesini. “Ben pişirdim bunu anne. Doğum günün için.” demişti. Nasıl da mutlu olmuştu annesi.
Balkon Sefası
“Müzeyyen kahve taşıyor baksana. Dalıp gitmişsin, iyi misin neyin var?” Mesut Bey’in sesi geçmişten sıyırdı Müzeyyen Hanım’ı. Neyse ki taşırmadan son anda almıştı cezveyi ocağın üstünden. Önce köpüğü paylaştırdı fincanlara, sonra buram buram kokan kahveyi doldurdu. Fincanların yanına birer de gül lokumu koydu. “Balkonda içelim mi bugün kahveyi Mesut? Hava çok güzel. Sana ilk kez kahve pişirdiğim günü anlatmış mıydım?”